Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri: Siverek’in Tozu, Bir Adamın Öfkesi


Kuru domateslerin arasında yürüyen Murat Fıratoğlu

“Sonuçta hepimiz bir halayın içindeyiz. Tıpkı Cemal Süreya’nın ünlü şiirinde olduğu gibi, Laleli’den dünyaya giden bir tamvaydayız.”

Bir sabah kalkıyorsunuz. Sıradan bir gün gibi başlıyor her şey. Ama o sabah Eyüp kalktığında cebinde iki haftadır biriken öfke var, aklında tek bir isim: Hemme.

Yevmiyesini ödemeyen patron. Domates tarlasında kavurucu güneşin altında çalıştığı, ama karşılığını bir türlü alamadığı adam. Ve Eyüp o sabah bir karar veriyor.

Film, 81. Venedik Film Festivali’nin Orizzonti bölümünde Jüri Özel Ödülü’yle dünyaya tanıtıldı. Ardından Nuri Bilge Ceylan’ın jüri başkanlığını yaptığı Adana Altın Koza’da ve Ankara Film Festivali’nde En İyi Film seçildi. Türk Film Eleştirmenleri Derneği SİYAD ise filmi En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo dallarında ödüllendirdi. Tüm bunların ötesinde, Türkiye’nin 98. Oscar adayı oldu. Bir ilk film için bu, sıradan bir başlangıç değil.

Siverek: Türkiye’nin en sinematik kasabası mıydı, bilmiyorduk

Film baştan sona Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde geçiyor. Sarı ve kahverengi tonlar, ufka uzanan düzlükler, dar toprak sokaklar, gül bahçeleri, üzüm bağları. Fıratoğlu bu toprakları dekor olarak değil, karakter olarak kullanıyor.

Kamera zaman zaman Eyüp’ü bırakıp yalnız kalıyor. Adam kadrajdan çıkıyor ama sahne devam ediyor — huşu içinde oynayan çocuklar, ovanın sessizliği, ufkun o ezici genişliği. Hayat onu beklemiyor. Film bunu söylemek için tek bir kelime sarf etmiyor. Ve bu, filmin en güçlü cümlelerinden biri.

murat fıratoğlu kavurucu siverek sıcağında kuru domates topluyor
Murat Fıratoğlu

Hem yönetmen, hem senarist, hem Eyüp’ün kendisi

Murat Fıratoğlu bu filmde üç şapka birden takıyor. Ama asıl çarpıcı olan şu: filmde profesyonel oyuncu yok. Kadronun büyük bölümü Fıratoğlu’nun akrabaları ve Siverek’in gerçek halkından oluşuyor.

Bu sahte bir doğallık değil. Kameraya bakınca gözleri kaçan insanlar, ezberlenmiş diyaloglar değil gerçek konuşmalar. Ekranda gördüğünüz büyük ölçüde hayatın kendisi.

Çalışmayan motor, çalışmayan hayat

Eyüp’ün motorunun aküsü bozuk. Kimi yerde onu omuzunda taşıyor, kimi yerde yanında koşarak hareket ettiriyor. Filmin en küçük detayı gibi görünen bu şey, aslında filmin özü.

Çünkü o motor Eyüp’ün ta kendisi. Haklı olan, çabalayan ama bir türlü düzgün çalışamayan. İstediğine ulaşmak için başkalarından iki kat fazla koşmak zorunda kalan.

Ve siz izlerken gülümsüyorsunuz. Sonra mahçup oluyorsunuz o gülümsemeden. Eyüp’e üzülürken başına gelen engellerin absürtlüğüne gülmemek elde değil. Bu his filmin en keskin yeri — seyirciyi suç ortağı yapıyor. Hem acıya, hem gülmeye.

Murat Fıratoğlu - bozulan motorunu yürüyerek götürüyor

Kiyarüstemi’nin tozu, Ceylan’ın sessizliği — ama bambaşka bir ses

İlk sahnelerden itibaren aklınıza Abbas Kiyarüstemi geliyor. Uzun yol sahneleri, toz, ısı, insanın küçüklüğü. Nuri Bilge Ceylan’ın ilk dönem filmlerinin o ağır, nefes tutan havası da var.

Ama Fıratoğlu bunları taklit etmiyor. Ustalarla sessiz bir diyalog kuruyor, sonra kendi sesini buluyor. Ve o ses çok net, çok özgün. Filmin içine serpiştirilmiş küçük detaylar bunu ele veriyor: televizyonda çalan Heidi çizgi filmi, karakterlerin Peter Pan’a yaptığı açık gönderme. Sanki film şunu fısıldıyor: bu hikaye çok eski, çok evrensel. Hepimiz bir masalın içindeyiz ve çoğu zaman hangi rolü oynadığımızı bile bilmiyoruz.

Tramvay durmuyor — ve siz de duramıyorsunuz

Filmin adı başlı başına bir şey söylüyor: Hemme’nin öldüğü günlerden biri. Öldüğü günlerden biri. Demek ki başka günler de var. Her gün kendi içimizde bir şeyler öldürüyoruz — umutları, öfkeleri, kararları. Ve hayat devam ediyor, kimseyi beklemeden.

Fıratoğlu ödüllerini Gülten Akın, Yaşar Kemal, Ahmed Arif, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yılmaz Güney’e adadı. Bu isimler tesadüf değil — film tam da o isimlerin dünyasından geliyor. Toprağın, emeğin, haksızlığın ve şiirin dünyasından.

Film şu an MUBI’de yayında. Bir akşam 83 dakikanız varsa, Eyüp’ün yanına oturun. O tramvaya binin. Nereye götüreceğini bilmeden başlamanız yeterli — zaten en iyi filmler öyle başlatır sizi.