Taşıyıcı annelik üzerine farklı bir bakış açısı

Özcan Alper’in yönetmenliğini yaptığı son filmi Erken Kış, Leyla Tanlar ve Timuçin Esen’in rol aldığı film, esasında bir yolculuk filmi.
Leyla Tanlar, bu filmle 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alarak döndü.

Leyla Tanlar, Lia Yanovski karakterine hayat veriyor. Lia, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan kaçıp Türkiye’ye gelmiş bir Gürcü.
Timuçin Esen ise Ferhat karakterini canlandırıyor.

Filmin konusu, Ferhat ile Handan’ın Lia’nın bedenini kullanmasıyla ilgili. Çocukları olmayan çift, Lia’nın bedeni aracılığıyla
(TAŞIYICI ANNELİK)çocuk sahibi oluyor. Lia çocuğu doğurduktan sonra onunla bağını derinleştirmemek için doğduğu gibi ülkesine
geri gitmesi planlanırken, bebeği altı ay kadar emzirme süreci yaşanıyor ve Lia ile bebeği arasında anne-çocuk ilişkisi tamamlanıyor.
İlk sahneden, Handan bebeği sakinleştiremezken Lia’nın ninni söyleyerek sakinleştirdiğini görüyoruz.

Savaştan kaçan ve Türkiye’ye gelen Lia, birçok kırılma noktasıyla karşı karşıya kalıyor. Hem geçmiş hayatı hem de bedeninin kiralanmasından
ötürü biyolojik annesi olduğu bebeği Ada’dan ayrılmak ve geri ülkesine dönmekle ilgili bir süreç yaşıyor. Taşıyıcı annelik yapan Lia
üzerinden hem büyük bir sınıfsal problemi görmüş oluyoruz. Para ile ödenen bedeninin kiralanmasından ötürü kapitalist sömürünün etkilerini
ve sağlık ticareti üzerine düşünmeye itiyor film. Tam da bedeni kapsayan psikolojik şiddet üzerinden.
İlk sahneden itibaren Lia’nın yas sürecini izlemeye başlıyoruz. Bu süreç kademeli olarak açılıyor. Çoğunlukla planlarda Lia ile bağ kursak
da aslında Ferhat’ın karmaşasını ve sürecini daha dolaylı olarak hissediyoruz. İkili arasındaki ilişki ise görünmez bir iple bağlı sanki.
Üçlü bir ilişki dinamiğinden bahsediyoruz çünkü. Handan’ı ise film boyunca hiç görmüyoruz, yalnızca sesini duyuyoruz. Sanki dışarıya
itilmiş bir karakter gibi filmin dışında kalıyor; fakat duyguları izleyiciye her telefon konuşmasında geçiyor. Handan’ı fiziken
görmediğimiz için seyircinin onunla bağ kurması zor. Hatta öyle bir dışarıya itilmişliği söz konusu ki belki tam tersine onu sevemiyoruz.
Ferhat ile telefon konuşmalarında Ferhat’ın üzerine gelmesiyle, Ferhat’la daha çok bağ kuruyoruz. Ferhat’ı anlamaya daha yakınız.
Karakterlerin yaşadığı psikolojiyle şiddeti dolaylı olarak hissediyoruz. Ferhat ve Lia’nın yolculuklarında sırayla değişen yas süreçlerinde
ve Lia’nın her seferinde kaçma güdüsüyle. Öte yandan bedenle birleşmenin ve çocuk sahibi olmanın etkisiyle, birbirlerine bağlanmaya
başlayan ikilinin kopamadığını da görüyoruz. Ferhat içten içe Lia’yı tekrar ülkesine teslim etmek istemiyor. Lia da çocuğundan kopmanın
verdiği acıyla birlikte hem kaçmak hem de gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalıyor.

Bu film öylesine güzel ki, öylesine etkiledi ki beni, sinemadan çıktı ve anında sıcağına yazmak istedim. Erken Kış filmi, bir yerinde
diyor ki bazen fiziksel intihar edilmez başka türlü intiharlar da var bittim bu söze. Sahi içimizde kaç ölü var bizim. Kaç kere öldük?
Bunları uzun uzun düşündürüyor. Boğazınız düğüm düğüm. Sizi öldürenlere bir selam çakıyorsunuz filmin tam bu anlarında.

Final sahnesine gelince, elbette burada da söylenecek çok şey. Sanki iki ana karakter de tek bir şeye ağlıyor gibidir.
Ama aslında susulana, söylenemeyene, çaresizliğine, vazgeçememeye ya da tam tersi vazgeçmeye ağlar buna da bittim. Bir yerlerde
söyleyemediğim ne çok sözcük vardı.

Lakin fondaki Gürcü müziği oraları özlediğimi de hissettirdi. Özlediğim her şey filmin sonuna eklenmişti. Bittim.
Final sahnesi duygusal bir arabeskle bitmiyor. Yani Erken Kış ajitasyon yapmıyor. Gerçeklik üst düzeyde filmin her noktasında.

buraya kadar benim yorumlarımdı isterseniz bir de filme gelen yorumları aktarayım.

Erken Kış, eleştirmenler ve izleyiciler arasında oldukça bölücü tepkiler alan bir film oldu.
Genel olarak yorumlar iki ana gruba ayrılıyor: filmi güçlü bir insanlık dramı olarak görenler ve Özcan Alper’in önceki filmlerine göre
zayıf bulanlar.

Beğenilen yönleri;
Taşıyıcı annelik ve savaşın insani sonuçlarını ele alması birçok izleyici tarafından cesur ve güncel bulundu.
Filmin özellikle final bölümünün duygusal açıdan çok etkileyici olduğu ve seyircide uzun süre iz bıraktığı yorumları yapıldı.
Görsel atmosfer, Karadeniz ve Gürcistan coğrafyasının kullanımı, müzikler ve oyunculuklar (özellikle Leyla Tanlar ve Timuçin Esen)
övgü aldı.
Eleştirilen yönleri;
Pek çok izleyici, filmin asıl konusu olması beklenen taşıyıcı annelik meselesi yerine orta yaş krizindeki erkek karaktere
fazla odaklandığını düşündü.
Bazı eleştirmenler ve kullanıcılar diyalogları yapay, karakter motivasyonlarını ise yeterince işlenmemiş buldu.
Özcan Alper’in önceki filmleri olan Sonbahar ve Karanlık Gece ile karşılaştırıldığında, sinematografinin estetik olsa da daha az akılda
kalıcı olduğu görüşü öne çıktı. (KESİNLİKLE KATILMIYORUM BEN)

Tematik değerlendirmeler

Film, aidiyet, annelik, göç, savaşın birey üzerindeki etkileri ve ahlaki sınırlar gibi konuları işliyor. Özcan Alper’in klasik “yolculuk”
temasını sürdürdüğü ve karakterlerin hem fiziksel hem de ruhsal bir arayış içinde olduğu değerlendirmeleri yapıldı.

Genel kanaat;
Özcan Alper hayranları: Filmin insani duyarlılığını ve finalini güçlü buluyor.
Eleştirel izleyiciler: Yönetmenin önceki başyapıtlarının gerisinde kaldığını ve potansiyelini tam kullanamadığını düşünüyor.

Kısacası Erken Kış, kusurları olsa da Türkiye’de 2025’in en çok tartışılan ve üzerine en fazla yorum yapılan sanat filmlerinden biri
olarak öne çıktı. Özellikle taşıyıcı annelik ve savaş eksenindeki ahlaki sorular nedeniyle izleyiciyi uzun süre düşündüren bir yapım
olarak değerlendiriliyor. Early Winter için şu anda büyük derecelendirme platformlarında kapsamlı ve oturmuş puanlar henüz oluşmuş
görünmüyor.
Film festival gösterimleri ve sınırlı vizyon süreci nedeniyle puanlar hâlâ değişken durumda.evet yorumlar böyle fakat

BANA GÜVENİN FİLMİ MUTLAKA İZLEYİN DERİM.